ARA
SORULARLA İSLAMİYET / SESLİ
Her idareci, elemanlarından iyi iş, yüksek randıman bekler. Elemanlarının arı gibi çalışıp bal yapmalarını ister. Bir kovandaki arıları, duman ile kaçırırsak veya hepsini öldürürsek, balı kolayca almak mümkündür. Fakat bu aldığımız son bal olur. Arılara ihtiyaçları kadar bal bırakıp, kalan balı alırsak, arılar, bal yapmaya devam ederler.

Kusursuz eleman bulunmaz. Marifet, onları kusurları ile kabul edip çalıştırabilmektir. Âmir, elemanını tenkit ederse, o da savunmak mecburiyetinde kalır. Yaptığı yanlış işin doğru olduğunu ispat için bin tane delil getirir. Kusuru kolay kolay kabul etmez. Tenkit edildiği için de incinir, çalışma azmi kırılır, istenilen verim alınamaz. İnsan çalıştırmanın temel şartı, heves kırmamaktır.

Her âmirin âmiri vardır. Acaba bir âmir, kendi âmirine karşı iyi eleman mıdır? Elemanlarından beklediği saygıyı, işi, kendisi âmirine karşı yapabiliyor mu? Eğer kendisi âmirine karşı kusur ediyorsa, elemanlarının kusurlarını da görmemesi lazımdır. Acaba en büyük âmir olan Allahü teâlâya karşı günahsız, kusursuz bir kul muyuz? Eğer elemanların itaatsiz oldukları, vazifelerini aksattıkları görülüyorsa, biz de vazifemizi yapmıyoruz demektir. Çünkü (Allah’a itaat edene, bütün mahluklar itaat eder) buyuruluyor.

Mahkumların en canisi bile, kendini suçsuz kabul eder, yaptığı kötülükleri makul sebeplerle açıklamaya çalışır, kendini iyi bir insan olarak bilir. Suçlu bir mahkum kendini böyle bilirse, diğer insanlar kendilerini ne zannetmez ki?

Kusursuz insan olmadığına göre, kusur bularak, tenkit ederek değil, iyi yönlerini tespit edip o açıdan yaklaşmak lazımdır. Her elemanın iyi ve kötü yönleri vardır. İyi yönlerini takdir ederek yaklaşmalıdır! (Bu kadar tenkite darılmaz) diyerek işe tenkitle girmemelidir! Basit bir tenkit, küçük bir kıvılcımdır. Patlamaya hazır olan insan gururuna değer değmez, infilak etmesine sebep olur.

Bir taşa çarpanın suçu taşta, yılanı eline alanın da suçu yılanda bulması normal bir iş değildir. O halde, akıllı kimse; taşta, yılanda değil, kendinde kusur arar. Deliyi, kusurluyu azarlamaz. Şu halde, idareciliğin birinci şartı, hiç kimseyi tenkit etmemektir. İkinci şartı ise insanları tanımaktır.

İnsan, mühim bir şahsiyet, önemli bir kişi olmak ister. Bu istek herhangi bir çırakta da vardır. Herkesin nefsi âmir, hatta ilah olmak ister. Meşhur bir artist olmak için evlerinden kaçan çok genç kız vardır. Önemli kişi olma arzusu, insanı bir şiir veya bir kitap yazmaya, bir eser meydana getirmeye zorlar. Meşru yoldan şöhrete kavuşamayan kimse, olay çıkartarak gazetelerde resimlerinin çıkmasını sağlar. Bir kahraman gibi gazetedeki resimlerine bakar.


Herkes takdir bekler
Takdir ve ilgi toplamak arzusu herkeste vardır. Mesela bir kadın, kocasının ilgisini üzerine toplamak için, yalandan hastalanır. Bir çocuk parmağındaki yarayı, ona buna gösterip, ilgilenmelerini ister. Büyükler de çocuklarından farklı değildir. Yazdığımız bir şiiri bir arkadaş beğense, ona yazdığımız bütün şiirleri göstermeye çalışarak, bizimle daha fazla ilgilenmesini, bizi takdir etmesini isteriz. Bazı kimselerin önemli kişi olma arzusu, tımarhaneye düşmelerine sebep olmuştur.

Elemanların kusurlarını, mevcut iyi hareketlerini takdir etmek suretiyle, düzeltmeye çalışmalıdır!
Şunu da unutmamalı ki, riyakârca bir takdir zararlı olabilir. Bir insanı onda bulunmayan bir meziyetle övmeye kalkarsak, içinden, Haydi canım sen de!.. diyebilir.

Şu halde, elemanın mevcut olan iyi vasfını takdir etmek gerekir. Onun arzusunu sormalı, istekleri ile ilgilenmelidir! Ben eleman olsaydım, âmirimden ne beklerdim diye düşünmelidir!

İnsan emir almaktan hoşlanmaz. Onun için (Şunu şöyle yap!) dememeli, (Şunu şöyle yapsak olmaz mı? Ben şöyle düşündüm. Acaba siz nasıl düşünüyorsunuz?) gibi sözler, elemanı incitmez, nefsinin hoşuna gider. Böylece eleman, kendisinin önemli bir kişi olduğuna inanarak çalışma azmi artar. Kısacası, nasıl idare edilmek istiyorsak, elemanlarımızı da o şekilde idare etmemiz lazımdır.

Maiyeti altındakilere ne sert, ne de yumuşak davranmalı, her zaman orta yolu seçmelidir! Yönetici, elemanlara karşı fazla yumuşak davranırsa, laubali olurlar. İşler ciddiyetle yapılmaz. Sert davranırsa, yöneticiden nefret ederler.

Tanıdıklar ve maiyettekiler, çekinmeden âmirin yanına girebilmelidir. Yanına girmekten çekinen varsa, o âmirde hayır yoktur.


Takdir etme sanatı
Biz, başkasına nasıl davranırsak, başkaları da bize öyle davranır. Bir kimse, karşılaştığı bir arkadaşına selam verirken elini cebinden çıkartsa, onun bu halini gören arkadaşı da elini cebinden çıkartarak selamını alır. Selam veren elini çıkartmazsa öteki de lüzum görmeyebilir.

Demek ki, başkalarına önemli bir insan olduğu hissi verince, onlar da bizi takdir ediyorlar. Herkeste nefs vardır. Nefs, daima takdir edilmesini ister. Nefs, kendisini herkesten üstün görür. Şef olmak, âmir olmak ister. Çeşitli delillerle kendisinin önemli bir şahsiyet olduğunu ispata kalkışır.

O halde kendimize nasıl muamele edilmesini istiyorsak, başkalarına da aynı muameleyi yapmalıyız. Bize saygı duymaların istiyorsak, başkalarına da saygı göstermemiz lazımdır. Hürmet etmeyen, hürmet göremez.

Herkesin bir hususta kabiliyeti vardır. Kimisi iyi şiir yazar. Kimi güzel konuşur. Kimi bir işin sanatkârıdır. İnsanların kabiliyetlerini öğrenip takdir etmek, o insanın kazanılmasına sebeptir. Bir arkadaşın evinde bir tablo gördüm. Hoşuma gitti. (Ne kadar güzel tabloymuş, nereden buldunuz?) dedim. Bayağı heyecanlandı. (Siz zevk sahibisiniz. Güzel şeyleri takdir etme kabiliyetine sahipsiniz. İlk defa bu tabloyu takdir eden birisine rastladım. Madem bunun kıymetini siz bildiniz, ben de bunu size hediye ettim) dedi.

Gerçekten zevk sahibi olmadığım için tablo benim için bir yük olurdu. Memnuniyetle kabul ettim.
Teşekkür ettikten sonra (Bana büyük bir iyilik daha yapmak ister misiniz?) dedim. (Elbette) dedi. (Bizim çocuklar yaramazdır. Bu tablonun kıymetini bilmez, zayi ederler. Onun için tekrar size hediye ediyorum. Kabul buyurmanızı rica ederim) dedim. Beni memnun etmek için hediyeyi geri aldı.

Bu takdir etme işine en yakınımızdan başlayabiliriz. Mesela hanımın da, kötü huyları yanında iyi huyları vardır. Bazı kabiliyetleri vardır. Mesela iyi pilav pişiriyorsa, (Ne güzel pilav pişiriyorsun. Ne kadar tatlı olmuş. Eline sağlık Allah razı olsun) denirse, bir daha pişireceği yemeği, pilavı daha güzel yapmaya çalışacaktır. Eşarbını güzel bağlıyorsa, (Bu eşarp sana çok yakışıyor. Hem de çok güzel bağlıyorsun) denirse elbette çok memnun olur. Ama hanımı da (Elbette kimin hanımıyım) derse, kocası da memnun olur. Ev işlerinde de tenkit etmemeli, daima onun konuşmasına fırsat vermelidir. Hanımın meziyetlerinden bahsedin, sizi saatlerce usanmadan dinler. Evde huzurun devam etmesi için, takdirlerimizi eksik etmemeliyiz!

Cemiyette de herkese karşı takdir hislerimizi bildirirsek, insanlarla hoş geçinmiş oluruz.


Dinlemesini bilmek
Herkes genel olarak iltifattan hoşlanır, yaptığı işlerin takdir edilmesini ister, başarılarından bahsedilmesini sever. İnsanları tanıyabilmek için, önce kendimizi iyi tanımak lazımdır.

Kendimize nasıl muamele edilmesini istiyorsak, başkalarına da o şekilde muamele etmemiz gerekir. İnsanların çoğu, yaptığı hizmetleri, anlatmaktan zevk duyar. Tecrübelerle sabit olmuştur ki, güzel konuşmanın en kısa ve tesirli yolu, dinlemesini iyi bilmektir. Dinlemek konuşmaktan daha önemli bir meziyettir. (Söz gümüşse, sükut altındır) buyurulmuştur.

Karşımızdakini dikkatle dinleyip, (Evet... Demek öyle...) diyerek konuşmasını teşvik edersek, muhatabımız daha şevkle konuşmasına devam eder. Çünkü insanlar, boşalmak, deşarj olmak için, dertlerini anlatmak için arkadaş ararlar.

Bir insanın baş ağrısı, onun için hükümetin kurulmasından daha önemlidir. Karşımızdakilere konuşma fırsatı vermeliyiz! Kendisini dikkatle dinlediğimiz kimse de, (Beni anlayan biri çıktı) der, o da bizim konuşmamıza önem verir. Şu halde etkili konuşmanın yolu, başkasını dinlemesini bilmektir.