ARA
SORULARLA İSLAMİYET / SUAL-CEVAB

Allahü teâlânın bu ümmete ikramı

Sual: Keramet hak ise, Eshab ve Tâbi’in neden hiç keramet göstermediler?
CEVAP
Kerameti inkâr etmek, İslamiyet’ten haberi olmamayı ve çok cahil olmayı açıkça göstermektedir. Eshab-ı kiram hiç keramet göstermedi demek de, alçakça ve çok çirkin bir yalandır. Eshab-ı kiramdan herbirinin yüzlerce kerametlerini kıymetli kitaplar yazmaktadır. Yusuf-i Nebhani’nin Cami-ul-keramat kitabında ellidört Sahabinin kerametleri, vesikaları ile birlikte arabi yazılıdır.

Bunlardan birkaçını bildirelim:

Keramet ehli zatlar
Hazret-i Ebu Bekir
, vefat edeceği zaman, (Ya Âişe, bir oğlum ile iki kızım sana emanettir) dedi. (Babacığım benim bir kız kardeşim var. Öteki nerede?) diye sorunca, (Hanımım hamiledir) dedi. Vefatından sonra bir kızı doğdu. (Şevahid)

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Geçmiş ümmetler içinde vukuundan önce bazı şeyleri haber veren keramet ehli zatlar vardı. Ümmetimden ise Ömer onlardandır.) [Buhari, Müslim, Tirmizi]

Hazret-i Ömer, Medine’de hutbe okurken, İran’a gönderdiği ordu mağlup olmak üzere iken, bu hali görüp, kumandana, (Ya Sariye, arkanı dağa ver) buyurdu. O da, dağa yanaştı ve zafere kavuştu. (Cami-ul-keramat, Kısas-ı enbiya, Şevahid, İrşad-üt-talibin)

Hazret-i Ali, vefat edeceği zaman, (Tabutumu Arneyn’e götürün, orada ışık saçan bir kaya görürsünüz. Beni oraya defnedin!) buyurdu. Öyle yaptılar, buyurduğu gibi buldular. (Şevahid)

Hazret-i Osman, yanına gelen birine, (Gözünde zina eseri var. Bir kadına bakmışsın) buyurdu. O kimse, (Nereden bildin?) dedi. Hazret-i Osman da, (Müminin firasetinden korkun, o, Allah’ın nuru ile bakar) hadis-i şerifini bildirdi. (Buhari) (Cami-ul-keramat)

Hazret-i Ömer’in oğlu Abdullah
, insanların yolunu kesen aslana, (Derhal uzaklaş) diye kızınca, aslan kuyruğunu sallayarak uzaklaştı. İbni Ömer hazretleri, “Resulullah elbette doğru söyler” diyerek, (Allah’tan korkandan her şey korkar) hadis-i şerifini bildirdi. (Hakim)

Hazret-i Hubeyb
, esir edilince, yanına gelenler, onun önünde taze üzüm görürlerdi. (Buhari)

Avn bin Abdullah
güneşte uyurken, bir bulut ona gölge ederdi. (Ebu Nuaym)

Evliyadan bunun gibi binlerce keramet işitilmiştir. Seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretlerinin kerametleri ise pek meşhur olmuştur. Keramet haktır, inkâr eden ahmaktır. (Avarif-ül-mearif)

Eshab-ı kiram, bütün evliyadan üstün olduğu halde, kerametleri az duyulmuştur. Asr-ı saadetteki insanların imanı kuvvetli idi. Kerametle imanlarının kuvvetlenmesine ihtiyaç yok idi. Daha sonra gelenlerin imanı zayıfladı. İmanlarının kuvvetlenmesi için keramete ihtiyaç hasıl oldu. Onun için daha sonra gelen evliyada keramet çok görüldü. (Şevahid)

Şevahid-ün-nübüvve
’de diyor ki:
Hazret-i Hasan, Abdullah bin Zübeyr ile yola çıkmıştı. Bir hurmalıkta dinlendiler. Ağaçlar kurumuştu. Abdullah bin Zübeyr, ağaçta hurma olsaydı, iyi olurdu dedi. Hazret-i Hasan, dua etti. Bir ağaç hemen yeşerip hurma ile doldu. Bu bir sihirdir denildi. Hazret-i Hasan, hayır, Resulullahın torununun duası ile Cenab-ı Hak yarattı, buyurdu.

Ali Zeynelabidin bin Hüseyin çoluk çocuğu ile kırda yemek yiyorlardı. Bir ceylan yakınlarında durdu. Ey ahu! Ben Zeynelabidin Ali bin Hüseyin bin Ali, anam Fatıma binti Resuldür. Gel, sen de ye dedi. Ceylan gelip yedi ve gitti. Sofradaki çocuklar, yine çağır diyerek yalvardılar. Bir şey yapmazsanız çağırırım buyurdu. Yapmayız dediler. Yine çağırdı. Geldi, yedi. Bir çocuk elini hayvanın sırtına sürdü. Ürküp kaçtı.

Muhammed bin Hanefiyye, imam-ı Zeynelabidin’e, (Ben senin amcanım ve yaşça da senden büyüğüm. İmameti bana bırak) dedi. Hacer-ül esved’den sormaya karar verdiler. Taş titredi, (İmamet Zeynelabidin’in hakkıdır) sesi işitildi.

İmam-ı Ali Rıza, bir duvar yanında oturuyordu. Önüne bir kuş gelip ötmeye başladı. İmam hazretleri, yanında oturana bu kuş ne diyor anlıyor musun dedi. Hayır, dedi. Yuvama yılan yaklaştı. Gelip yavrularımı yiyecek. Bizi bu düşmandan kurtar diyor. Kuş ile git! Yılanı bul, öldür buyurdu. Gitti, buyurduğu gibi buldu.

Resulullahın azat etmiş olduğu kölelerinden Sefine diyor ki, deniz yolcusu idim. Fırtına çıktı. Gemi battı. Bir tahta üstünde kaldım. Dalgalar, beni sahile götürdü. Bir orman içine düştüm. Karşıma bir aslan çıktı. Ey aslan! Ben, Resulullahın Sahabisiyim dedim. Boynunu büktü. Bana sürtündü. Yol gösterdi. Ayrılırken mırıldandı. Veda ettiğini anladım.

Eyyub-i Sahtiyani, bir arkadaşı ile çölde kalmıştı. Arkadaşının susuzluktan dili sarkıyordu. Derdin mi var dedi. Susuzluktan ölmek üzereyim dedi. Kimseye söylemezsen sana su bulayım dedi. Söylemem diye yemin etti. Ayağını yere vurunca, su belirdi, içtiler. Eyyub ölünceye kadar arkadaşı bunu kimseye söylemedi.
[Görülüyor ki, Allahü teâlâ, sevdiği kullarına kerametler ihsan etmektedir. Veliler, kerametlerini saklarlar. Kimsenin duymasını istemezler.]

Hamid-i Tavil diyor ki, Sabit Benani’yi kabre koyup örterken bir tuğla düştü. Sabit Benani’nin kabirde namaz kıldığını gördük. Kızına sorduk. Babam elli sene hep gece namaz kılar ve seher vakitleri dua ederek, ya Rabbi! Peygamberlerden başka kullarına kabirde namaz kılmak nasip ettin ise, bana da nasip et derdi, dedi.

Habib-i Acemi’yi Terviye günü Basra’da, ertesi arefe günü Arafat’ta görürlerdi. [Habib-i Acemi, Hasen-i Basri’nin talebesidir.]

Fudayl bin İyad diyor ki, gözleri kör biri, Abdullah bin Mübarek hazretlerine gelip, gözlerinin açılması için dua etmesini istedi. Abdullah, uzun dua etti. Gözleri hemen açıldı. Gözleri açılmış görenler çok idi. [Abdullah bin Mübarek, İmam-ı a’zamın talebesidir.]

Şevahid-ün-nübüvve
kitabından aldığımız yukarıda yazılı, Eshab-ı kiramın ve Tâbi’inin kerametleri, mezhepsizlerin yalan söylediklerini ortaya koymaktadır. Eshab ve Tâbi’in hiç keramet göstermediler diyerek, müslümanları aldatmak istiyorlar.

Abdülgani Nablüsi hazretleri buyurdu ki:
(Evliyalığı inkâr etmek, dinin bir hükmünü inkâr etmek gibi küfürdür. Evliya ve peygamber, ne kadar yüksek olursa olsun kuldur. Harika, keramet hasıl olmasında, kulların hiç tesiri yoktur. Her şeyi yalnız Allahü teâlâ yaratmaktadır. Ancak Allahü teâlâ, Peygamberlerini ve evliyasını başka kullarından üstün tutmuş, başkalarına vermediği keramet ve mucize gibi harikaları, nimetleri bu zatlara ihsan etmiştir.) [Hadika]

Evliya [Allah dostları] için ahirette de korku yoktur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Evliya için elbette korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.) [Yunus 62]

İslam âlimleri de buyuruyor ki:
(Evliyanın kerameti, enbiyanın mucizelerinin devamıdır. Bunun için bu ümmetin evliyasından hasıl olan kerametler de Peygamber efendimizin mucizesidir.) [Şevahid]

(Velinin kerameti, nebinin mucizesidir. Bunun için bu ümmetin evliyasından hasıl olan kerametler de, Peygamber efendimizin mucizelerinden sayılmıştır.) [Birgivi Vasiyetnamesi]

(Gaybdan bilmek Peygamberlerin mucizesidir. Evliyanın gaybdan bildiği kerametleri de yine Resulullahın mucizesinin devamıdır.) [Redd-ül Muhtar]

(İnsanların kalblerinden geçenleri haber vermesi gibi evliyanın kerameti sayılamayacak kadar çoktur.) [İhya]

Sual:
İmam-ı a'zam hazretlerinin iki rekat namazda Kur'an-ı kerimi hatmettiğini bir kitapta okudum. Kur'an-ı kerimi üç günden önce hatmetmek kolay olmadığı gibi, müstehab da değildir. Bu büyük imam iki rekatta Kur'an-ı kerimi nasıl hatmetmiştir?
CEVAP
İmam-ı a'zam hazretleri en büyük ve nadide âlimlerden birdir. (Âlimler Peygamberlerin vârisleridir) hadis-i şerifindeki müjdeye kavuşmuş büyük bir zat olup, Peygamber efendimiz, onun geleceğini bildirmiştir. Diya-i manevi, Mevduat-ül-ulum, Hayrat-ül-hisan, Mirat-i kâinat, Dürr-ül Muhtar ile Redd-ül Muhtar'da sahih olduğu bildirilen hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Âdem ve bütün Peygamberler benimle övündüğü gibi, ben de, lakabı Ebu Hanife, ismi Numan olan bir kimse ile övünürüm. O, ümmetimin ışığı olacak, müslümanları yoldan çıkmaktan, cehalet karanlığına düşmekten koruyacaktır.)

İmam-ı a'zam hazretleri hakkında daha başka hadis-i şerifler de vardır. Böyle büyük bir zatın iki rekat namazda Kur'an-ı kerimi hatmetmesi zor değildir. Bir rekat namazda hepsini hatmetmek, yalnız, Hazret-i Osman’a, Temim-i Dari’ye, Said bin Cübeyr’e ve imam-ı a'zam Ebu Hanife’ye nasip olmuştur. (M. Zühdiyye)

Peygamber efendimiz, sual edenlerin haline, işine uygun bir zamanda hatmetmesini emir buyurmuştur. (Kur'an-ı kerimi üç günden önce hatmeden manasını anlayamaz) hadis-i şerifi de böyle olup, bir namazı hatimle kılmaya mani değildir. (Şir’a)

İmam-ı a'zam hazretlerinin kırk sene yatsı namazının abdesti ile sabah namazını kıldığı, yani yatsıdan sonra uyumadığı Mevduat-ül-ulum, Dürr-ül Muhtar, Mizan-ül-kübra ve İbni Abidin'de senetleri ile yazılıdır. Bunun gibi nimetler, İmam-ı a'zam hazretleri gibi birkaç büyük zata Allahü teâlânın bir ihsanıdır. O dilediğine bol bol ihsan eder.