Küffar, Mute cenginde yüzbin kişi idi tam.
Üçbin kişi idiler lakin Eshab-ı kiram.
Şam'a girdiklerinde velhasıl müslümanlar,
Bu düşman ordusunun haberini aldılar.
Hemen Zeyd bin Harise, Sahabeyi bir yere,
Toplayıp, bu hususta eyledi istişare.
Bir kısım sahabiler, bu durum karşısında,
Dediler: (Bildirelim bunu Resulullaha.
Kâfirler yüzbin kişi, biz ise üçbin eriz.
Savaşa girelim mi? diye sual ederiz.
Ya geriye çağırır, döneriz Medine’ye.
Yahut yardım gönderir, yürürüz ileriye.)
Sonra da söz isteyip, Abdullah bin Revaha,
Dedi: (Niçin yazalım bunu Resulullaha?
Unuttuk mu, buraya niçin geldiğimizi?
Resulullah, cenk için göndermedi mi bizi?
Sonra, hiç mühim değil bizim için çok asker.
Kâfirler, Bedir’de de bizden fazla idiler.
Vallahi vardı o gün, yalnız iki atımız.
Yine de zafer verdi bizlere Allahımız.
İnşallah bu cenkte de, biz oluruz muzaffer.
Zira böyle vadetti hem Allah ve Peygamber.
Hak teâlâ, vadinden asla dönmez geriye.
Öyle ise durmayın, yürüyün ileriye.
Arkadaşlar, ne için tereddüt edersiniz?
Şehid olmak değil mi, zaten bizim gayemiz?
Bizi, cenge gönderdi o Sevgili Peygamber.
Haydi ilerleyiniz, ya şehadet, ya zafer.)
Abdullah’ın sözleri, coşturdu müminleri.
Kurulmuş yaylar gibi, fırladılar ileri.
Mute havalisine ulaştılar nihayet.
Dağ taş düşman doluydu, kalabalıktı gayet.
Üçbin kişi idiler o gün Eshab-ı kiram.
Düşman ordusu ise, yüzbin kişi idi tam.
Yani bir mücahide, otuz rum düşüyordu.
Lakin Eshab-ı kiram, bunu düşünmüyordu.
Bir heyet teşkil edip mücahidler o ara,
Muharebeden önce, gönderdiler rumlara.
O Server'in emrine imtisalen o heyet,
Gidip o kâfirleri, islama etti davet.
Ve lakin bu daveti reddedince kâfirler,
(Öyleyse cizye verin!) diye teklif ettiler.
Rumların kumandanı, bunu da reddedince,
Cenge karar verdiler müslümanlar hemence.
Önde Zeyd bin Harise, sancağı yükselterek,
Girdi cenk meydanına, (Allah Allah!) diyerek.
Peşinden mücahidler, saldırdılar topyekün.
Tekbir sedalarıyla inledi yer gök o gün.