ARA
İSLAM TARİHİ ANSİKLOPEDİSİ

KARA KOYUNLULAR

On dördüncü asrın ikinci yarısında, Van Gölü kıyısındaki Erciş mıntıkası merkez olmak üzere, kuzeyde Erzurum ve güneyde Musul havalisine kadar uzanan bölgede devlet kuran bir Türkmen hanedanı. Kara Koyunlu oymağı, Kara Koyunlu Devleti’nin çekirdeğini teşkil etmiştir. Sa’dlu, Baharlu, Duharlu, Karamanlu, Alpağut, Cakirlu, Ayinlu, Bayramlu, Ağaç-eri, Düğer ve Hacılu oymaklarının mensupları da Kara Koyunlu Devleti’nin ahâlisi arasındaydı. Yaklaşık otuz bin çadırdan müteşekkil olan Kara Koyunlular, Cengiz Hân’ın hücûmu üzerine Türe Bey idaresinde

Türkistan’dan Mâverâünnehr’e, oradan da İran yoluyla Doğu Anadolu’ya göç etmişlerdi. Türe Bey, Kara Yûsuf’un yedinci atası olup, Oğuz Hân’ın torunlarından idi.

Kara Koyunluların siyâsî bakımdan ehemmiyet kazanması İlhanlı hükümdarı Ebû Sa’îd Bahadır Hân’ın ölümü ve Moğol noyanlarının dahilî bir mücâdeleye girişmeleri ile başlar. Kara Koyunluların ilk zamanlarda Irak’daki Celâyir ailesinin ve Çobanoğullarının hizmetinde oldukları görülmektedir. On dördüncü yüz yılın başlarında, Kara Koyunluların reisleri Bayram Hoca idi. Bayram Hoca, Sincar hâkimi Pîr Muhammed’i öldürerek emirliği ele geçiren Hüseyn Bey’in maiyetinde bulunuyordu. Hısn-ı Keyfa hükümdarı Melik Âdil’in yanında toplanan aşiret reis ve emirleri, Türkmenlerin hâkimiyetine son vermek için Hüseyn Bey’i, Batman yakınında Salat çayı kenarında yaylaktan dönerken karşıladılar. Üstün bir muharebe tekniğine sâhib olan Türkmenler, bu müttefik kuvvetleri ağır bir yenilgiye uğrattılar. Bayram Hoca, muharebeye Hüseyn Bey’in yanında katıldı. Zaferin elde edilmesinde büyük rol oynayan ve neticede şöhreti bir kat daha artan Bayram Hoca, çok geçmeden Hüseyn Bey’i ortadan kaldırarak yerine geçti (1351). Hüseyn Bey’in ölümünden sonra, Türkmenlerin büyük çoğunluğu Bayram Hoca’nın emirliğini tanıdılar.

Bayram Hoca, bir süre sonra Mardin’i kuşattı. Mardin emîri Melik Mensur, Celâyir sultânı Üveys’den yardım istedi. Sultan Üveys’in Musul’u ele geçirip, Mardin’e doğru gelmekte olduğunu haber alan Bayram Hoca, kuşatmayı kaldırarak Muş ovasına çekildi. İki ordu Muş ovasında karşılaştı. Muharebe sonunda Bayram Hoca, bozguna uğrayarak geri çekildi ve Celâyir hükümdarına tâbi oldu. Nihayet 1371 senesinde Musul’u kuşatan Bayram Hoca, şehre hâkim olmak üzere iken Memlûk ordusunun anîden gelmesi üzerine geri çekildi. Sultan Üveys’in 1374 senesinde ölmesi, Bayram Hoca’ya daha rahat hareket etme imkânını verdi. Üveys’in yerine geçen Sultan Hüseyn’in zayıf bir şahsiyet olmasını fırsat bilerek derhal hare kete geçti. Musul ve Sincar’ı yeniden ele geçirdi. Sürmelü, Alakilise, Hoy ve Nahcıvan havalilerine hâkim oldu. 1374’de Pir Baba adlı bir Türkmen emîri Musul’u işgal etti ise de, Bay ram Hoca şehri yeniden aldı. Şehir, bu târihten itibaren devletin yıkılışına kadar Kara Koyunlu hanedanının elinde kaldı.

Erzurum’dan Musul’a kadar uzanan sahayı hâkimiyeti altına alarak, Kara Koyunlu kabilesini târih sahnesine çıkaran Bayram Hoca, 1380 senesinde ölünce, yerine kardeşi Berîd Hoca geçti. Fakat Berîd Hoca hakkında kaynaklarda verilen bilgi çok az olup, hattâ emîrliğinin başındaki faaliyetlerinden hiç söz edilmemektedir. Bayram Hoca’dan sonra Kara Koyunlu hanedanının başında, siyâsî faaliyetlere girişen şahıs, Bayram Hoca’nın kardeşinin oğlu Kara Mehmed’dir. Kara Mehmed, Celâyirlilere bağlı kalmak şartıyla, babasından kalan yerleri elinde tutmasını başardı ve kızını Celâyirli sultânı Ahmed’e vermek suretiyle bağlılığını kuvvetlendirdi. Kara Mehmed Bey, 1383 senesinde Musul hacılarının yolunu kesip, mallarını yağmalayan Ca’ber hâkimi Salim Bey’in üzerine yürüdü. Yanında Bozdoğan beylerbeyi Ziyâü Mülk de olduğu hâlde on iki bin kişilik bir kuvvetle Salim Bey’e saldıran Kara Koyunlu beyi onu büyük bir bozguna uğrattı ve arazisini yağmaladı. 1387 senesinde Erzincan emîri Mutahharten ile Ak Koyunlular arasında başlayan mücâdele, Mutahharten’in mağlubiyetiyle sonuçlanınca; Erzincan emîri, Kara Koyunlu Kara Mehmed’den yardım istedi. Ak Koyunlular ile öteden beri mücâdele içinde olan Kara Mehmed, Mutahharten’in yardımına koştu ve Ak Koyunluları ağır bir mağlûbiyete uğrattı. Ak Koyunlu Ahmed ve kardeşi Hüseyn beyler, Kadı Burhâneddîn’e sığınmak mecburiyetinde kaldılar.

Bu sırada Kara Koyunlular, siyâsî varlıklarını önemli şekilde etkileyebilecek büyük bir tehlike ile karşı karşıya kaldılar. 1386 senesinde Tîmûrlu hükümdarı Tîmûr Hân, Tebriz’e girdi. Yazı Tebriz’de geçiren Tîmûr Hân, Doğu Anadolu’nun bâzı şehirlerini zapt etti. Erzurum’da ordugâh kuran Tîmûr Hân, oğlu Mîrân Şah kumandasında bir orduyu Kara Koyunlular üzerine gönderdi. Mehmed Bey, üzerine gelen Tîmûr kuvvetlerini bozguna uğrattığı gibi, bir çok Tîmûrlu emîri, çarpışmada öldürüldü. Tîmûr’un çekilmesinden sonra 1388 senesinde Tebriz şehri için Kara Mehmed Bey ile Celâyirli emîrlerinden Şebli ve Şah Ali arasında büyük bir mücâdele başladı. Şebli komutasındaki Celâyir ordusuyla, Heştrud’da karşılaşan Kara Koyunlular, bu orduyu büyük bir bozguna uğratırken, Şebli’yi de öldürdüler. Bu hâdisenin akabinde Kara Mehmed Bey, Kara Hasen adındaki bir Türkmen emîriyle giriştiği mücâdele sırasında 1389 yılında öldürüldü.

Kara Mehmed Bey’in ölümünden sonra, Kara Koyunlu Türkmenlerinin bir kısmı, oğullarından Mısır Hoca’nın etrafında toplandılar. Fakat çok geçmeden Mısır Hoca’nın yerini kardeşi Kara Yûsuf aldı (1389). Kara Yûsuf, Kara Koyunluların başına geçtiği zaman Tebriz şehri Celâyirli beylerinin arasında elden ele geçmeye başlamıştı. Bu durumdan faydalanan Kara Yûsuf Bey, Tebriz önlerine gelerek şehri kolayca ele geçirdi ve şehrin muhafazası için Satılmış ve Halil adındaki adamlarını vazifelendirerek Aladağ’a döndü. Bir müddet sonra Tebriz tekrar Celâyirli emîrlerin eline geçti. Bu sebeple Kara Yûsuf yeniden Tebriz üzerine yürüdü ve Celâyirli emirlerinden Mahmûd Halhâli’nin çekilmesinden faydalanarak şehre girdi. Tebriz’de bir müddet kalan Kara Yûsuf ayrılırken şehrin idaresini yine emirlerinden Satılmış’a verdi. Tam bu sırada Tîmûr ordusunun yaklaşmakta olduğu haberi büyük bir heyecan ve korkuya sebeb oldu. 1393 senesinde Irak-ı Arab’ı ele geçiren Tîmûr, buradan Kara Koyunlu ve Âk Koyunlu beylerine haber gönderip, kendisine itaat etmelerini istedi. Tîmûr Hân, ordusuyla Mardin civarındaki Ra’sül-Ayn’a geldi. Ordusunun büyük bir kısmını Kara Yûsuf üzerine gönderdi. Kendiside Mısır Hoca’nın idaresinde bulunan Avnik kalesini kuşattı. Mısır Hoca, Avnik kalesini çok iyi müdâfaa etti. Muhasaranın kırk üçüncü günü Tîmûr ordusundan bâzı müfrezeler surlara tırmanmaya başlayınca, iç kalede büyük bir panik çıktı. Bunu gören Mısır Hoca, Hisar’dan inerek Timur’un oğlu Muhammed Sultan’a sığındı ve ondan babası nezdinde bağışlanmasını istedi. Neticede Mısır Hoca’yı bağışlayan Tîmûr Hân, onu Mardin meliki Îsâ ile birlikte Semerkand’a gönderdi. Tîmûr Hân, Avnik’i çok sevdiği emîrlerînden Atlamış’a verdi ve kendisi, Altınordu sultânı Toktamış’ı itaate almak için Anadolu’dan ayrıldı.

Kara Yûsuf, Tîmûr Hân’ın Anadolu’dan ayrılmasını fırsat bilerek Erciş’i ele geçirdi. Tîmûr Hân’ın Van ve çevresinin idaresine tâyin ettiği emîr İzzeddîn Şîr, yanındaki Çağatay askerleri ile birlikte Kara Yûsuf’un üzerine yürüdü. Yapılan küçük çapta bir çarpışmanın ardından iki taraf arasında barış sağlandı. Kara Yûsuf geri çekilirken, Avnik erhîri Atlamış’ın dört yüz atlı ile İzzeddîn Şîr ve Çağatayların yardımına gittiğini gördü ve Erciş ovasında bir gece baskını ile Atlamış’ı esir alarak, askerlerinin büyük bir bölümünü öldürdü. Kara Yûsuf, daha sonra Atlamış’ı, Memlûk sultânı Berkuk’a gönderdi ve orada hapsedildi. Tîmûr Hân, Hindistan seferini büyük bir başarı ile tamamlayarak yeniden Doğu Anadolu’da görülünce, Kara Yûsuf, Van Gölü çevresindeki atalarından kalma yurdunu boşaltarak Musul’a çekildi (1399). Tîmûr Hân’ın Bağdâd’ı ele geçirmek için ordu göndermesi üzerine Sultan Ahmed Celâyir, yanında bulunan az sayıda asker ile Bağdâd’dan ayrılarak Musul’da bulunan Kara Yûsuf’un yanına gitti. Bu sırada Sultan Ahmed’e tâbi olan kaleler, Tîmûr Hân’ın gönderdiği ordu tarafından ele geçirildi, Tîmûr Hân’ın ordusu Bağdâd’dan ayrılınca, Kara Yûsuf ve Sultan Ahmed, hiç bir güçlükle karşılaşmadan şehre hâkim oldular. Ancak bu sırada Bingöl yaylasında bulunan Tîmûr Hân’ın, kendilerini arkadan çevirme plânını öğrenince, Sultan Ahmed ve Kara Yûsuf, Memlûk Sultânına iltica etmeye karar verdiler. Memlûk Sultânına bu durumu bildirmek için elçiler gönderdiler. Elçilerin dönüşünü beklemeyen Kara Yûsuf ve Sultan Ahmed, yanlarında emîrleri ve kuvvetleri olduğu hâlde Kâhire’ye doğru yola çıktılar. Memlûklerin Halep naibi Demirtaş’ın, yollarını keserek Suriye’ye girmelerine mâni olmak istemesi üzerine iki taraf arasında şiddetli bir muharebe oldu. Muharebede Demirtaş, ağır bir bozguna uğradı. Bu muharebenin neticesinde Kara’Yûsuf ve Sultart Ahmed’in, Memlûklu Sultânına sığınma yolları kapanmış oluyordu. Bu yüzden iki hükümdar, Osmanlı pâdişâhı Yıldırım Bâyezîd Hân’ın yanına gitmeğe karar verdiler. Fakat aralarında çıkan anlaşmazlık yüzünden birbirlerinden ayrıldılar. Kara Yûsuf, memleketine geri döndü. Tîmûr Hân ise, onların hareketlerinden günü gününe haberdâr olmaktaydı. Gönderdiği kuvvetler, Sultan Ahmed Celâyir’e ani bir baskın düzenleyerek mağlûb ettiler. Sultan Ahmed, bütün ağırlıklarını kaybettikten sonra, güçlükle Osmanlı Sultânına sığınabildi. Çok geçmeden Kara Yûsuf da maiyeti ile birlikte, Sultan Bâyezîd’e tâbi oldu. Kendisine Aksaray havalisi maîşet ve ikâmet yeri olarak verildi. Bu durum, Tîmûr Hân ile Sultan Yıldırım Bâyezîd Hân arasında yapılan, 1402 Ankara Savaşının sebeblerinden biri oldu.

1402 yılında Yıldırım Bâyezîd’le yaptığı Ankara Meydan Muharebesini kazanan Tîmûr Hân, Kara Koyunlu emîri Kara Yûsuf’a kesin bir darbe indirdi. Tîmûr Hân’ın ordusu karşısında bozguna uğrayarak muharebe meydanından güçlükle kaçan Kara Yûsuf, naibi Şeyh-ül-Mahmûdî’ye sığındı. Dımeşk naibi önce Kara Yûsuf’a, sonra da yine buraya gelen Ahmed Celâyir’e iyi bir kabul gösterdi. Fakat bir süre sonra Tîmûr Hân’ın, Memlûk Sultânına yaptığı tehdit ve baskılar te’sirini gösterdi, Memlûk sultânı Ebü’l-Ferec, Dımeşk naibinden Kara Yûsuf ve Ahmed Celâyir’in öldürülmelerini istedi. Ancak nâib bu emri yerine getirmedi ve sâdece hapsetmekle yetindi. Kara Yûsuf ve Sultan Ahmed, bir sene kadar hapiste kalmış ve yeniden dost olmuşlardı. Nitekim hapiste iken bu iki eski dost, aralarında; Azerbaycan Kara Yûsuf’a ve Irak-ı Arab, Sultan Ahmed’e ait olmak üzere anlaştılar. Bu arada Kara Yûsuf’un bir oğlu oldu. Pir Budak adı verilen bu çocuğu, Ahmed Celâyir manevî evlâd edindi. Memlûklü Sultânını tahttan indirmek düşüncesinde olan Dımeşk ve Haleb nâiblerinin, Ahmed Celâyir’le Kara Yûsuf’un nüfuzlarından istifâde etmek istemeleri her ikisinin de hapisten kurtulmalarını te’min etti. Hapisten kurtulan Kara Yûsuf, nâiblerle birlikte başarısız olan Mısır seferine katıldıysa da, memleketine döndü. Hapisten kurtulduktan sonra, Bağdâd’ı Timur’un torunu Mirza Ebû Bekr’in elinden alan Sultan Ahmed, memleketine sâhib oldu. Kara Yûsuf da faaliyetlerine tekrar başladı.

Kara Yûsuf, Van hâkimi İzzeddîn Şîr üzerine yürüyerek Van bölgesini ele geçirdi. Onun eski ülkesine sâhib olması üzerine, dört bir yana dağılan Türkmen emirleri tekrar bayrağı altında toplandılar. Kara Yûsuf’un bu faaliyetlerine Azerbaycan ve Irak-ı Arab hükümdarı Miran Şahoğlu Ebû Bekr karşı çıktı. İki ordu çok geçmeden Nahcivan’ın batısında karşılaştılar. Ebû Bekr’in ordusu mağlûb oldu ve kuvvetlerinin pek çoğu Araş nehrinde boğuldu. Bu zaferle şöhret ve kuvveti bir kat daha artan Kara Yûsuf, Tebriz ahâlisinin isteği üzerine şehir önüne gelerek yaptığı muharebede Ebû Bekr’in babası ve Timur’un oğlu Miran Şâh’ı öldürdü ve Tebriz’i ele geçirdi. Bir süre sonra Ebû Bekr’le karşılaşan Kara Yûsuf, onu tekrar mağlûb etti. Bu muvaffakiyetle Kara Yûsuf, Tîmûr İmparatorluğunun önemli bir parçasını alarak, Kara Koyunlu Devleti’ni kurdu.

Kara Yûsuf, Ebû Bekr’e karşı kazandığı ikinci ve parlak zaferden sonra başta Irak emîri Bistam Bey olmak üzere bütün emirler ona bağlılıklarını bildirdiler. Daha sonra Bistam Bey’i, Irak-ı Acem’in fethine me’mûr eden Kara Yûsuf, Aladağ’a gitti. Bistam Bey, Sultâniye’yi feth edince, Kara Yûsuf onu Irak-ı Acem valiliğine tâyin etti. 1409 senesinde “zabtolunmaz” olarak tavsif edilen Alıncak kalesi, Kara Koyunluların eline geçti. Ak Koyunlu beyi Kara Yülük Osman Bey, aynı sene Mardin’i muhasara altına alınca, Ma’rdin emîri Melik Salih Artukî, Kara Yûsuf’tan yardım istedi. Bunun üzerine hızla Mardin üzerine gelen Kara Yûsuf, Ak Koyunlu beyini bozguna uğratarak Mardin’e girdi. Mardin emîri Melik Salih’i kızı ile evlendirdi ve ona Musul’un idaresini verdi. Mardin’e ise beylerinden Ali’yi tâyin etti. Böylece Kara Yûsuf, üç asırdan fazla süren Artuklular Devleti’ni ortadan kaldırdı. Daha sonra Tebriz’i kendisine merkez yapan Kara Yûsuf, Şam hapishanesinde iken doğan, oğlu Pir Budak ile birlikte burada hükümdarlığını îlân etti. Bu müşterek hükümdarlığı, Sultan Ahmed Celâyir de tasdik etti.

Kara Yûsuf, Erzincan’ın zaptı ile meşgul olduğu sırada, Sultan Ahmed Celâyir, bu durumdan faydalanarak, Tebriz’e girdi ve şehirde bulunan Türkmenlerin çoğunu katletti. Bu durumu öğrenen Kara Yûsuf, Azerbaycan’a girerek, Tebriz yakınlarında karargâh kurdu, iki ordu arasında vuku bulan savaşta, Sultan Ahmed askerlerinin büyük bir kısmıyla Kara Koyunluların eline esir düştü. Sultan Ahmed, ordu komutanlarının ısrarıyla öldürüldü (1410). Kara Yûsuf, bu zaferden sonra oğlu Pir Budak’ı hükümdar îlân etti. Irak-ı Arab üzerine sefer düzenleyip, bölgeyi ele geçirdi. Oğlu Şah Mehmed’i Bağdâd’a vali tâyin etti. Daha sonra Amid-Ergani üzerine yürüdüğü sırada, önüne çıkan Ak Koyunlu Beyi Kara Yülük Osman’la savaşıp, onu mağlûb ve sulha mecbur etti. Ak Koyunluların müttefiki olan Şirvan ve Gürcistan hükümdarlarını da yendikten sonra Irak-ı Acem’i tamamen ele geçirdi. 1419 senesinde Antep taraflarına akınlar yaptı ve bu suretle civar devletleri hayrette bıraktı. Kara Yûsuf’un bu başarıları Tîmûr Hân’ın oğlu Şahruh’un dikkatini çekmekte idi. Nihayet 1420 senesinde Şahruh, ordusunun başında Kara Yûsuf’un üzerine yürüdü. O sırada ağır hasta olan Kara Yûsuf, Şahruh’a karşı çıktığı seferde ordusuyla Tebriz yakınlarına geldiği sırada vefat etti. Bu sırada yanında oğullarından kimse yoktu. Bu yüzden Kara Koyunlu ordusu dağıldı. Kendi sağlığında hükümdar îlân ettiği Pir Budak, babasından önce vefat etmişti. Kuvvetleri dağılan Kara Koyunlu beyleri, cesur bir bey olan Kara Yûsuf’un ikinci oğlu İskender Mirza’yı hükümdar îlân ettiler.

İskender, başa geçer geçmez Azerbaycan ve Doğu Anadolu’yu işgal etmekte olan Şahruh üzerine akınlar düzenleyerek, ordusunu yıprattı. Bu mücâdelenin sonunda Eleşkird mevkiinde İskender mağlûb oldu. İskender, Şahruh’un Azerbaycan’a dönmesinden sonra Tebriz’e gitti. Kardeşi İsfahan Mirza’nın elinde bulunan bu şehri zabtetti. Daha sonra Bitlis ve Ahlat çevresini ele geçirdi. Şemahi ve Şirvan civarına akınlar düzenledi ve Tîmûrlu sultânı Şahruh’u uzun süre uğraştırdı. Bir süre sonra İskender’in kardeşleri Şahruh’un tarafına geçtiler. Bunun üzerine Şahruh, 1434 senesinde Azerbaycan üzerine yürüdü. İskender, üzerine gelen bu kuvvetli orduya karşı koyamadı. Erzurum üzerinden batıya çekildi. Bu sırada yolunu kesen Ak Koyunlu beyi Kara Yülük Osman’ı Erzurum kalesi önlerinde yapılan savaşta yaraladı ve ölmesine sebeb oldu. İskender, daha sonra Osmanlılara ait Tokat kasabasına sığındı. Osmanlı Devleti’ne sığındıktan sonra, Kara Koyunlu hükümdarlığı Şahruh’un yanında bulunan Cihânşâh’a verildi. Bu yüzden Kara Koyunlu Devleti, Şahruh’un ölümüne kadar “Umurluların himâyesi altında kaldı. Şahruh çekilince, İskender, kardeşi Cihânşâh ile uğraşmaya başladı ise de, Sofuâbâd mevkiinde yapılan muharebede mağlûb oldu (1438). Nahcivan taraflarındaki Alıncak kalesine sığındı. Fakat, orada oğlu Kubad tarafından öldürüldü (1438).

İskender’in ölmesiyle, râkibsiz Kara Koyunlu hükümdarı olan Cihânşâh, Gürcüleri mağlûb ettikten sonra hâkimiyetini tanımayan Bağdâd’ı 1444 senesinde ele geçirdi. Şahruh’un vefatına kadar, ona bağlılığını muhafaza eden Cihânşâh, ondan sonra Tîmûr evlâdları arasındaki taht mücâdelelerinden faydalanarak, Fars ve Kirman eyâletlerini ele geçirdi (1457). Horasan ve Herat’ı ele geçirdiği sırada oğullarından Hasen ve Pir Budak isyan ettiler. Cihânşâh, bu isyanlarla uzun süre uğraştı. Osmanlı sultanlarından İkinci Murâd Hân (1421-1451) ve Fâtih Sultan Mehmed Hân (1451-1481) ile dostâne münâsebetler kuran Kara Koyunlu Cihânşâh, devletini yükseltip, ülkenin sınırlarını genişleterek Sultan, Hakan ünvanlarını kullandı. Kara Koyunlu ülkesi en geniş sınırlarına Cihânşâh döneminde kavuştu. Bütün İran, Irak, Güney Kafkasya, Doğu ve Güneydoğu Anadolu dâhil Basra Körfezi’ne kadar genişleyen Kara Koyunlu Türkmen Beyliği, Ak Koyunlu hükümdarı Uzun Hasen’in hücûmlarına mâruz kaldı. Nihayet, 1467 senesinde Mardin’de Uzun Hasen’e yenilen Cihânşâh, aynı muharebede öldürüldü. Cihânşâh’ın yerine oğlu Hasen Ali geçti. Hasen Ali, iki yıl saltanat sürüp, 1468 senesinde ölünce, Bağdâd kolu dâhil bütün ülke Uzun Hasen tarafından ele geçirildi. Böylece Kara Koyunlu Devleti târihe karıştı.

Devlet teşkilâtı: Kara Koyunlular, devlet teşkilâtı hususunda tamâmiyle Celâyirli ve İlhanlı devlet an’ane ve müesseselerine bağlı kalmışlardır. Bu devlette hükümdar seçiminde aile ve aşîret reisleri müessirdi. Deyleti teşkil eden aile efradı ve aşiret reisleri tarafından kim uygun görülürse, idare onun eline geçerdi. Devlet işlerinin mercii Büyük Dîvân idi. Bunun reisine Sâhib-i Dîvân denilmekteydi. Bunun emrinde Sâhib-i Âzam adını taşıyan reisler de vardı. Vilâyetler hem iktâ, hem de idare olarak hanedan ailelerinden olanlara ve emirlere verilirdi. Bunlar iktânın gelirine göre asker beslemek mecburiyetinde idiler. En önemli vilâyetlerinden olan Fars, Yezd, İsfehan ve Bağdâd’dan her biri bir şehzade tarafından idare edilmekteydi. Bu şehzadelerin çok kalabalık maiyetleri ve muntazam saray teşkilâtları vardı.

Kara Koyunlu Devleti’nde ordu, yaya ve atlı kuvvetlerden meydana geliyordu. Beylere bağlı tımarlı asker ile ayrıca önemli bir yekûn teşkil eden tımarlı sipahi ve çerik denilen aşiret kuvvetleri, devletin esas askerî kuvvetini meydana getiriyordu. Ordu günümüzdeki takım, bölük, tabur ve alay gibi, koşun, tip ve fevc diye bir takım grublara bölünmüştü. Harb esnasında öncü birliklerine pişdar denilirdi. İhtiyat ordu karargâhına Uruğ denilmekte idi. Hükümdarın maiyetindeki kapıkulu askerleri, maaşlarını divândan alırlardı. Kara Yûsuf Bey, askerlerinin maaşlarını tam zamanında almalarına çok dikkat ederdi. Bu iş için ayrıca, bir teşkilât da kurmuştu.

Kültür ve Medeniyet: Kara Koyunlu hükümdarları savaşların yanında, memleketin imâr ve ihyâsı için de çalışmışlardır. Cihânşâh, adalet ve îmârcılığı ile meşhûr olmuştur. Saltanatı devrinde Tebriz’i mâmur bir belde hâline getirmiştir. Tîmûr Hân tarafından ortadan kaldırılmasına rağmen o devirde tekrar ortaya çıkan hurûfilik adlı sapık fırkanın önüne geçen Cihânşâh, Tebriz’de bulunan hurûfîlerin çoğunu öldürerek, islâmiyet’e büyük hizmet etmiştir, ilme ve âlimlere hürmetkar olup, ilim adamlarını koruyup gözetmiş, medrese ve camiler yaptırmıştır. Tebriz’de muhteşem ve müzeyyen bir cami yaptıran ve memleketin muhtelif yerlerini âbidelerilesüsleyen Cihânşâh, şâirleri himaye etmiş ve kendisi de Hakîkî mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Onun oğlu Bağdâd valisi Pir Budak da şâir idi. Meşhûr âlimlerden Celâleddîn Devvânî, Ak Koyunlulara intisâb etmeden önce, Tebriz’de Cihânşâh’ın medresesinde müderrislik yapıyordu. Devvânî, Farsça olarak kaleme aldığı Risâle-i Hurûf isimli eserini Cihânşâh adına te’lif etmiştir. Yine Şeyh Şücâeddîn bin Kemâleddîn Kirmanı, Hadîkat-ül-Meârif adlı eserini Cihânşâh adına kaleme almıştır.

Cihânşâh’ın Tebriz’de tamamen mermer taştan yaptırdığı ve çiçekli çinilerle süslediği Gökmedrese, diğer adı ile Muzafferiye denilen medresesi çok meşhûrdur. Medresenin özellikle kapısı bir san’at hârikası idi. Tebriz’de, Cihân-şâh’ın hanımının yaptırdığı, Büyük Cami ve medresesi vardır.

Kara Koyunlular, mezheb bakımından şiîliğe meyilli olduklarından, gerek Memlûk Devleti, gerekse Ak Koyunlular ve diğer sünnî devletler bunların aleyhinde idiler. Bilhassa Ak Koyunlularla olan mücâdelelerinin sebeplerinden biri de aralarındaki mevcut mezhep farkıdır. Buna rağmen, Kara Koyunlu paralarında ilk dört halîfenin adları ve Kelime-i şehâdet yazısı görülmektedir. Bu durum onların şiî olmayıp, sünnî olduklarını göstermektedir.

TÜM CİLDLER
CİLDDEKİ İÇERİKLER