ARA
HİKMET EHLİ ZATLAR BUYURUYOR Kİ
Kalbler ve birleşik kaplar
* U şeklinde bir tüpe su konursa, su gider gelir ve iki taraf da eşitlenir. İşte Müslümanlar da, bir araya geldikleri zaman birbirlerinin kalblerine nur akar. Aynı birleşik kaplar gibi. Onun için kötü insanlarla bir araya gelmemelidir. Onlara nur gitmez, onlardan zulmet gelir. Peygamber efendimiz İslamiyet’in ilk zamanlarında kabir ziyaretini yasaklamışlardı. Çünkü o zamanlar vefat edenler Müslüman değildi. Ama ne zamanki Müslümanlar da, vefat etmeye başladı, izin verdiler. Mesela din kitabını okurken de, yazanın kalbindeki nurlar birleşik kaplar usulü gidip gelmeye başlar. Bu yüzden, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerin kitaplarını okumalı. Bir kişi kitap okursa, kitap okumuş olur. İki kişi okursa sohbet olur ve yine nurlar gidip gelmeye başlar.

Bir velinin kalbindeki nurlar da böyledir. O zatı tanıyan ve seven çok feyz alır. Tanımayan, Afrika’nın ortasında birisi de feyz alır. Ama tanıyıp inkâr eden, kapısının önünde de dursa feyz alamaz. Feyz vermek o zatın elinde değildir. Kendiliğinden akar. Ama üç kişi bu feyzi alamaz:
1- Kâfirler,
2- İnkâr edenler,
3- Şüphelenip imtihan edenler.

Şah-ı Nakşibend hazretleri (Hocasını imtihan eden melundur) buyurdu.

* Çocuklarımızın gönlüne evliya ve büyüklerin sevgisini yerleştirmeliyiz. Onlara devamlı büyüklerden mesela İmam-ı Rabbani hazretlerinden, Abdülkadir-i Geylani hazretlerinden bahsetmeliyiz. Onların sevgilerini mermere işler gibi kalblerine yerleştirmeliyiz. Böyle olursa, onların imanı, mermere kazınır gibi olur. Yoldan çıkmazlar, yollarını kaybetmezler.

* Ramazan-ı şerifin her günü müminler için bayramdır. Bu günlerin kıymetini bilip değerlendirenin bütün bir senesi bereketli geçer.

* Ehl-i sünnet âlimlerinin bir kitabını mesela İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubatını birine vermek demek, onu kulağından tutup Cennete koymaya çalışmak demektir.

* İbadet edenin göğsünü kabartmasından, günah işleyenin günahı sebebiyle kalbinin kırık olması, pişmanlık içinde bulunması daha iyidir.

* İslamiyet’te bir kişinin eli kalkar, bir kişinin eli iner. O kişi de emirdir.

* Bir beldeye gelince önce camiye gidilmesi sünnettir.

* Ya büyükleri kalbde tutmalı veya onların kalbine girmeli.

* Önünüze engel çıkarsa, bunu aşmaya uğraşmayın, yanından dolaşın.

* Sükût ikrardan gelir.

* Evlada yapılan iyilik veya kötülük babaya yapılmış demektir.

* Hayırlı işlerde sıkıntı çok olur.

İmam-ı Ahmed Rabbani Hazretleri

1563 yılında Hindistan'ın Serhend (Sihrind) şehrinde doğdu. İmam-ı Rabbani ismiyle tanınmıştır. İmam-ı Rabbani, Rabbani âlim demek olup, kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından eksiksiz ve kâmil, olgun âlim demektir. Hicri ikinci bin yılının müceddidi (yenileyicisi) olmasından dolayı Müceddid-i elf-i sani, ahkam-ı İslamiye ile tasavvufu birleştirmesi sebebiyle, Sıla ismi verilmiştir. Hazret-i Ömer'in soyundan olduğu için, Faruki nesebiyle anılmış, Serhend şehrinden olduğu için de oraya nisbetle, Serhendidenilmiştir.   Devamını Oku

Devamını Oku

İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri

Ehl-i sünnetin reisidir. Fıkıh bilgilerini, Ehl-i sünnet itikadını topladı. Yüzlerce talebesine öğretip, kitaplara geçirilmesine sebep oldu. Müslümanlar tarafından kağıt imali bunun zamanında başladı.
Derin ilmi, keskin zekası, aklı, zühdü, takvası, hilmi, salahı ve cömertliği yüzlerce kitaplara yazılıp anlatılmıştır. Talebesi pek çok olup, büyük müctehidler, âlimler yetiştirdi. Ehl-i sünnetin yüzde sekseni Hanefi mezhebindedir.
Asıl adı Numan’dır. 80 (m. 699) senesinde Kufe’de doğup, 150 [m.767]’de Bağdat’ta şehid edildi.   Devamını Oku

Devamını Oku

Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri

Büyük İslâm âlimlerinden ve evliyânın en meşhûrlarından. Künyesi Ebû Muhammed’dir. Muhyiddîn, Gavs-ül-a’zam, Kutb-i Rabbanî, Sultân-ı evliyâ, Kutb-i a’zam, Bâz-ül-Eşheb gibi lakâbları vardır. 470 (m. 1077) senesinde İran’ın Geylân şehrinde doğdu. Bu sebeple de Geylânî denilmiştir. 561 (m. 1166)’de 91 yaşında iken Bağdad’da vefât etti.

Devamını Oku

Devamını Oku

Yavuz Sultan Selim Han

İslâm halîfelerinin yetmişdördüncüsü ve Osmanlı pâdişâhlarının dokuzuncusu. İkinci Bâyezîd Hân’ın oğlu, Sultan Süleymân Hân’ın babasıdır. Hilâfeti, Osmanlı pâdişâhlarına bağlayan padişahtır. 875(m. 1470)’de Amasya’da doğdu. 920(m. 1514)’de Çaldıran’da İran şahı İsmâil-i Safevî’yi mağlub ederek, bozuk inanışlarının yayılmasını önledi. Böylece İslâmiyete büyük hizmet etti. 923(m. 1517) senesinde Mısır’ı aldı. Haremeyn-i şerîfeyn de ele girmiş oldu. Hutbelerde ismini; “Mekke ve Medine’nin hizmetçisi” diye okuttu. Son Abbasî halîfesi olan, Ya’kûb bin Müstemsik-billah’dan mukaddes emânetleri alarak halîfe oldu.    Devamını Oku

Devamını Oku

Şeyh Şamil Hazretleri

Meşhûr Kafkas kahramanı, âlim ve velî. Rusların, Kafkasya’da ortadan kaldırmak istediği İslâmiyeti, tekrar ihyâ etmek, yaymak için uğraşan, Kafkas-Rus mücâdelesinin en unutulmaz siması ve düzenli Rus ordularını dize getiren büyük mücâhid. 1212 (m. 1797) senesinde Dağıstan’ın Gimri köyünde doğdu. Babası Muhammed, ona Ali ismini verdi. Küçük yaşta ağır bir hastalığa yakalanan Ali’ye, âdetlerine uyarak, Şâmil ismini de verdiler ve o isimle çağırmaya başladılar.
Devamını Oku

Devamını Oku

Fatih Sultan Mehmet Han

İstanbul’u fetheden Osmanlı sultânı. Din ve fen bilgilerinde âlim, kerâmetler sahibi ve velî. 835 (m. 1432) senesinde Edirne’de doğdu. Babası altıncı Osmanlı Pâdişâhı Murâd Hân olup, annesi Hümâ Hâtun’dur. Fâtih Sultan Mehmed Hân. Önce Manisa’da sancak beyi oldu. Ondört yaşında babasının yerine ilk defa pâdişâh oldu. 855 (m. 1451) yılında kesin olarak Osmanlı tahtına oturdu, İstanbul’u fethetti. 886 (m. 1481) yılında vefât edip, Muhyiddîn Ebü’l-Vefâ hazretleri tarafından kıldırılan cenâze namazından sonra, İstanbul’da yaptırdığı Fâtih Câmii’nin bahçesindeki türbesine defnedildi.    Devamını Oku

Devamını Oku