ARA
HİKMET EHLİ ZATLAR BUYURUYOR Kİ
Mümin çok iyi bir tüccar olmalı
* Müslümanlar bir vücut gibidir. Vücutta bulunan organların değeri aynıdır. Bu şundan üstün denmez. Mesela göz, burun, kulak, el, ayak. Bunların hepsi vücut içinde kıymetlidir. Vücuttan çıkınca hiçbir değeri kalmaz. Vücutta 30 trilyon hücre var. Bunların hepsi her bakımdan beyine bağlıdır, tâbidir. Eğer bunların beyinle alakası koparsa o zaman felaket, Allah korusun. Tabipler diyor ki, bir kanser dokusu 4-6 senede teşekkül eder. Bu süre sonunda vücutta belirti olur. İlk 4-6 senede tesadüfen anlaşılırsa anlaşılır. Belirti vererek anlaşıldığında çok büyümüş olur. 10 üzeri 12 hücre olur. Bu kanser vücudu bitirir. Müslümanlar da vücut gibidir. Vücudun sıhhatli olması için bütün müslümanların başındaki emire tâbi olması lazımdır. Kendi başına hiçbir fikir, düşünce olmayacaktır. Bir vücut gibi herkes aynı şeyi söyleyecek, aynı şeyi düşünecek. Eğer böyle olmazsa farklı olanlar kanser hücresi olur. Ne olur? Sonunda kendi de ölür, vücut da ölür. Ama vücut şehid olur, kendi Cehenneme gider.

* Sevgi itaattir. Yani seven, sevdiğine itaat eder, sevginin derecesi itaatteki sürat ile ölçülür. Ben ehl-i sünnet âlimlerini, bu büyükleri seviyorum dediği halde itaat etmeyen yalancıdır. Bir vücutta bir hücre beyinle bağlantısını koparttığında kanserleştiği gibi, bu büyüklerle irtibatı kesilen de iflah olmaz, onların kıymetli eserlerini okumalı, irtibatı hiç kesmemelidir.

* Ölmeden önce ölmek nasıl olur? Dünyada inandığımız şeylerin ölünce aslını göreceğiz, ölmeden önce ölmek başımıza gelecek şeyi geldi bilmektir.

* Dünyada iki çeşit iş vardır:
1) Dünyaya yarayan işler
2) Ahirete yarayan işler…
(Dünyada dünya için yapılan işlerin hepsi dünyadır. Namaz dahi olsa… Ahiret için yapılan işler, yani ahirete gönderilebilen işler, ahiret işidir…) Her işimizi yaparken bakmalıyız; biz bu işi niçin yapıyoruz. Allah rızası için yaptıklarımız ahirette karşımıza ecir olarak çıkacak. İş ahiret işidir. Bu yüzden mümin çok iyi bir tüccar olmalı. Ahiretteki niçin sorusuna cevap aramalıyız. Niçin yemek yiyoruz, niçin evleniyoruz, niçin konuşuyoruz... Haramları zaten geçin... Allahü teâlânın rızası için olmayan her iş dünyalıktır.

* Allahü teâlâ her şeyi bir gaye için yaratmıştır. Yaratılmamızın bir gayesi var yani. Tabiattaki canlı cansız her şey bir iş için yaratılmıştır. İnsanın da yaratılmasının bir gayesi var; insan da Allah demek için yaratılmıştır. Allahü teâlâyı tanımayan, Onu Rab kabul etmeyen, devamlı emirlerini çiğneyen kimseler nimete nankörlük etmiş, küfran-ı nimet etmiş olurlar. Kur'an-ı kerimde mealen (Nimetlerime şükrederseniz arttırırım, şükretmez nankörlük ederseniz elinizden alır, şiddetli azap yaparım) buyuruluyor.

* Başarılı olmak için kendini (nefsini) aradan çek. Kâfirler de başarılı oluyorlar ancak, biz öldükten sonra işe yarayan başarıdan bahsediyoruz.

* Sevgi varsa sitem vardır. Sevgi yoksa mudara vardır.

İmam-ı Ahmed Rabbani Hazretleri

1563 yılında Hindistan'ın Serhend (Sihrind) şehrinde doğdu. İmam-ı Rabbani ismiyle tanınmıştır. İmam-ı Rabbani, Rabbani âlim demek olup, kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından eksiksiz ve kâmil, olgun âlim demektir. Hicri ikinci bin yılının müceddidi (yenileyicisi) olmasından dolayı Müceddid-i elf-i sani, ahkam-ı İslamiye ile tasavvufu birleştirmesi sebebiyle, Sıla ismi verilmiştir. Hazret-i Ömer'in soyundan olduğu için, Faruki nesebiyle anılmış, Serhend şehrinden olduğu için de oraya nisbetle, Serhendidenilmiştir.   Devamını Oku

Devamını Oku

İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri

Ehl-i sünnetin reisidir. Fıkıh bilgilerini, Ehl-i sünnet itikadını topladı. Yüzlerce talebesine öğretip, kitaplara geçirilmesine sebep oldu. Müslümanlar tarafından kağıt imali bunun zamanında başladı.
Derin ilmi, keskin zekası, aklı, zühdü, takvası, hilmi, salahı ve cömertliği yüzlerce kitaplara yazılıp anlatılmıştır. Talebesi pek çok olup, büyük müctehidler, âlimler yetiştirdi. Ehl-i sünnetin yüzde sekseni Hanefi mezhebindedir.
Asıl adı Numan’dır. 80 (m. 699) senesinde Kufe’de doğup, 150 [m.767]’de Bağdat’ta şehid edildi.   Devamını Oku

Devamını Oku

Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri

Büyük İslâm âlimlerinden ve evliyânın en meşhûrlarından. Künyesi Ebû Muhammed’dir. Muhyiddîn, Gavs-ül-a’zam, Kutb-i Rabbanî, Sultân-ı evliyâ, Kutb-i a’zam, Bâz-ül-Eşheb gibi lakâbları vardır. 470 (m. 1077) senesinde İran’ın Geylân şehrinde doğdu. Bu sebeple de Geylânî denilmiştir. 561 (m. 1166)’de 91 yaşında iken Bağdad’da vefât etti.

Devamını Oku

Devamını Oku

Yavuz Sultan Selim Han

İslâm halîfelerinin yetmişdördüncüsü ve Osmanlı pâdişâhlarının dokuzuncusu. İkinci Bâyezîd Hân’ın oğlu, Sultan Süleymân Hân’ın babasıdır. Hilâfeti, Osmanlı pâdişâhlarına bağlayan padişahtır. 875(m. 1470)’de Amasya’da doğdu. 920(m. 1514)’de Çaldıran’da İran şahı İsmâil-i Safevî’yi mağlub ederek, bozuk inanışlarının yayılmasını önledi. Böylece İslâmiyete büyük hizmet etti. 923(m. 1517) senesinde Mısır’ı aldı. Haremeyn-i şerîfeyn de ele girmiş oldu. Hutbelerde ismini; “Mekke ve Medine’nin hizmetçisi” diye okuttu. Son Abbasî halîfesi olan, Ya’kûb bin Müstemsik-billah’dan mukaddes emânetleri alarak halîfe oldu.    Devamını Oku

Devamını Oku

Şeyh Şamil Hazretleri

Meşhûr Kafkas kahramanı, âlim ve velî. Rusların, Kafkasya’da ortadan kaldırmak istediği İslâmiyeti, tekrar ihyâ etmek, yaymak için uğraşan, Kafkas-Rus mücâdelesinin en unutulmaz siması ve düzenli Rus ordularını dize getiren büyük mücâhid. 1212 (m. 1797) senesinde Dağıstan’ın Gimri köyünde doğdu. Babası Muhammed, ona Ali ismini verdi. Küçük yaşta ağır bir hastalığa yakalanan Ali’ye, âdetlerine uyarak, Şâmil ismini de verdiler ve o isimle çağırmaya başladılar.
Devamını Oku

Devamını Oku

Fatih Sultan Mehmet Han

İstanbul’u fetheden Osmanlı sultânı. Din ve fen bilgilerinde âlim, kerâmetler sahibi ve velî. 835 (m. 1432) senesinde Edirne’de doğdu. Babası altıncı Osmanlı Pâdişâhı Murâd Hân olup, annesi Hümâ Hâtun’dur. Fâtih Sultan Mehmed Hân. Önce Manisa’da sancak beyi oldu. Ondört yaşında babasının yerine ilk defa pâdişâh oldu. 855 (m. 1451) yılında kesin olarak Osmanlı tahtına oturdu, İstanbul’u fethetti. 886 (m. 1481) yılında vefât edip, Muhyiddîn Ebü’l-Vefâ hazretleri tarafından kıldırılan cenâze namazından sonra, İstanbul’da yaptırdığı Fâtih Câmii’nin bahçesindeki türbesine defnedildi.    Devamını Oku

Devamını Oku